web
counter
View My Stats
Şadıman ŞENBALKAN

Şadıman ŞENBALKAN

EGE'DEN ESİNTİLER

SEV DÜNYAYI OLDUĞU GİBİ

04 Mayıs 2021 - 11:42



Sevmek güdüsü, insani duygularımızdan türemiş insanı insan yapan yegâne değerlerdendir.

Çünkü severseniz incitmezsiniz. Severseniz, içten gelen bu duygu selinde sevgiyi barındıran insan yanımızla; insan olduğunuzu hatırlar, önce insanı ve insan dostu evcil ya da sokak hayvanlarını da seversiniz.  


Sevmek o kadar kolay mı?

Hem kolay hem de değil.  

Neden kolay neden değil diye soralım:

Nefret duygusundan sıyrıldığımız an itibarıyla ruhumuzu kemiren kötülüklere kapatalım kendimizi. İyi insan olmaya adım atalım,  sevgiyle gülümseyelim hayata.  Bu  çok mu zor?

Eşimizin, dostumuzun, akrabamızın veya evlatlarımızın düğünlerimizde;  bir başkasının mutluluğunda halay çekme ritüelimiz vardır ya, o misal.  O halayda bulunan herkes orada mutludur. Neden?

Çünkü  birleşmiş sevgide haset duygusu yoktur, sevgi kendiliğinden gelişmiş, kurulmuştur insan ruhuna. İşte tam da bu noktada insana mahsus “ego” mola vermiştir “ben” duygusuna ve “biz” olmayla bütünleşirken sevgi tohumları filizlenivermiş ve çiçek açmıştır.  

Bundan mağda ağaçların tabiatına uygun meyveler,  insana sunulmuş tabiat ananın sevgisiyle bezenmiş toprak,  severek düşünerek türlü türlü ürünleri verir biz insanoğullarına.    
Onun için aklımızı başımıza devşirelim de bizi bizden çok düşünen sevgiyle bize sunulan her nimetin sevgisine karşılık verelim, onları ekelim biçelim ve olmazsa olmazımız tarıma daha birçok önem verelim.


İnsanız “Şaşarız da beşeriz” de lakin aklın yolu bir.  Sevginin aşamayacağı hiçbir engelin olmadığını kavrasak kavgadan kinden fayda değil zarar göreceğimiz gerçeğinden kaçarsak ne ala…

SAHİ BELEDİYE BAŞKANLARINA ULAŞAN VATANDAŞLA VAR MI?

Belediye deyince akla şehrin dizaynını,  düşünüp projeleriyle hayata geçirenler gelir aklıma.

Bir zamanlar İzmir Büyük Şehir Başkanlığı yapmış, Osman Kibar,  markalaştığı yollarla rahmetli başkana “Asfalt Osman” denirdi.

Ahir ömrümüzde nice başkanlar gördük, şu fani dünyada onlar seçilmiş olmanın erdemiyle halk için çalışırlarken görüşülebileni de oldu, görüşülmeyen başkanlarda!

Ya şimdilerde nasıl vaziyet? Vaziyet bizim açımızdan eskiyi özletecek nitelik ve nicelikte.

Zira unutmadığım oyumu elimle verdiklerim beni tanımıyorsa, ne diyeyim artık ben bu vaziyete.

Söz bir Allah bir derler.

Çokta doğru derler.

Kişisel menfaat ön planda olmayacak derler ya yok öyle…  Bu neye benzer: Ben iyi olayım, sen öte dur!

Kaldı ki toplumsal Sosyolojide; bireyin refahı ön plandadır ve bireyin refahı ile başlar insanın yaşam kalitesi.

Şöyle ki: Ben açsam işim başımdan da aşsa önce karnımı doyurmayı düşünürüm. Bu durum da doğal olan, yaşamak için var olması zorunlu ihtiyaçlarımızdır.

Tıpkı kuramcı Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisi örneklemesi gibi.

Nedir bu ihtiyaçların başı:

Yeme içme ve barınma ihtiyaçları. Yani fizyolojik olmazsa olmaz ihtiyaçlarımız.

Ah kardeşim, buradan iç sesim çığlık çığlığa bağırırken Neyzen’in  dizeleri düştü gönlüme:

“Pantolonum döndü billah eleğe

Ne söyleyeyim utanmaya feleğe” diye yazan hiciv şairi Neyzen Tevfik kişisel olanı dizeleriyle seslendirmiş.

Neden?

Nedeni insanın kendi çektiği iç acılarının dışa vuruşunda gizli.

İşte bu coğrafya da yaşamış tüm insanları insani duygularla seviyor, bağrımıza basıyoruz.

Kendimizi bir başkası yerine koymayı becerirsek, anlamaya çalışırsak, severiz insanla yaşayan şu gel geç dünyayı.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum