web
counter
View My Stats
Beyhan ERDAL

Beyhan ERDAL


YENİDEN BAŞLA!

25 Nisan 2021 - 23:05



Her şey güvenmek, inanmak, sevmekle başlıyordu. Güvendik yanıldık, inandık aldandık, sevdik hayal kırıklığına uğradık. Böylece kendimize, kendi güvenli alanlarımızı belirleyen sınırlar çizdik. Sonra sınırlarımız kalın duvarlara dönüştü. Hep öyle olacakmış, hiç diğer türlü olmayacakmış gibi keskin ve belirgin oldu hatlarımız. Böylece yeni olana kendimizi kapattık.

Her şeyi biliyor, görüyor ve anlıyorduk. Bir daha aynı şeyleri yaşamamak içindi her şey. Kendimizi yeni insanlara, yeni tecrübelere, yeni olan her şeye kapattık. Bir yanımız hep şüphe içinde oldu. Böylece risk azaldı, hatta neredeyse hiç risk yoktu. Tahmin edilebilir, bilinebilirlerle bir dünya ördük kendimize. Bir çemberin içine hapsolduk. Belli alanda, belli kişilerle yaşar, belli şeyleri yapar olduk. Tanıdık ve güvenilir alanımızdı, çemberin dışına çıkmıyorduk. Eğer dışına çıkarsak belirsizlik vardı. Çok azımız hariç bunu yapmadık, yapamadık. Böylece her şey aynı, her şey eski kaldı ama aynı zamanda güvenliydi. Risk almak istemedik çünkü risk almaktan korktuk. Belirsizlik çok yoğun bir korkuydu. Şöyle kendimizi kasmadan, güvenle ve rahatça hayatın içinde, hayatla birlikte akamadık. Hata yapmaktan, yargılanmaktan, dışlanmaktan, belki de hayal kırıklığı yaşamaktan korktuk, hiç adım atmadık/ atamadık.

Kendimizi ne sanıyorduk ki? Biz kimdik? Çok özel biri miydik? Diğer milyarlarca gelmiş, geçmiş hikayelerden farkımız neydi ki? Mükemmel miydik, kusursuz muyduk? Yanıldığımızı kabul etmek istemedik. Çünkü kendimizle yüzleşmek istemedik, bundan korktuk, kaçtık, hatta saklandık. Oysa kabul etmeliydik yanıldığımızı, hata yaptığımızı. Çok zor görünse de, aslında bu hiç zor değildi. Yüzleştiğimiz kendimizdi, bir başkası değil. Bir daha inanmadık, güvenmedik, sevmedik. Neden? Tekrar yanılmak, tekrar hayal kırıklığına uğramak istemedik. Böylece sevmekten vazgeçtik. çünkü hayal kırıklıklarımız, diğeri/diğerlerinin bunu hak etmediğini söyledi. Onu/onları cezalandırırken, aslında kendimizi cezalandırıyor, kendimize zulmediyorduk. Hayat akıyor, içimizden geçip gidiyordu. Bizlerse bir yerde çivilenmiş, takılıp kalmıştık. Oysa yanılabilirdik, hata da yapabilirdik, hayal kırıklığı da yaşayabilirdik. Bir daha aynı şeyleri yaşamamak içindi bu gereksiz kabuk. Biz kendimizi ne sanıyorduk, kim sanıyorduk ki dünya bizim etrafımızda, bizim istediğimiz gibi dönsün. Bir yerlerde, bize inanan, güvenen, bizi seven insanlara, bizden yana hayal kırıklığı, yanılma, aldanma gibi duyguları yaşatmış olabileceğimizi hiç düşünmedik, buna ihtimal bile vermedik.

Yüreklice; hata yaptım, yanıldım, başarısız oldum, hayal kırıklığına uğradım, bunun için üzgünüm, diyemedik. Bunu kabul etmek istemedik. Sanki tüm dünya karşımıza geçmiş, bize kastı varmış gibi mi davranıyordu acaba? Hepsi ‘’ben’’ diyen benliğimizin eseriydi. Benler çatışıyor, her ben haklı çıkmak istiyordu. Bu ne kadar büyük bir kibirdi! Fakat biz kibirli olduğumuzu da görmedik, göremedik. Çünkü zihnimizin programı böyleydi. Kendi dünyamızı içimizde direkt yaşama işlevi verildiğinden, sadece kendimiz varmışız gibi, kendi zihin dünyamıza hapsolmuştuk. ‘’Ben’’ daima haklı olmayı istiyordu. Birçoğumuz soramadık, haklı olmak mı, mutlu olmak mıydı seçimimiz? Sadece bir ‘’ben’’ vardı. Diğerleri, sadece beynimizin içindeki tasavvurlarımızdan ibaretti. Oysa dünyada, acı çeken nice insanlar vardı/var. Biz nankörce hayal kırıklıklarımıza, acılarımıza, kırgınlıklarımıza, pişmanlıklarımıza takılmıştık. Sanki sadece kendimizin hayal kırıklıkları varmışçasına. Yaş aldıkça, kendimizi tanıyıp anladıkça, diğerleri dediklerimizin aslında bizim uzantımız olduğunu anladık. Böylece başladı yeni bir bakışla olan seyir. Diğerlerini, ayrı bir kişi gibi görmenin esaretiydi bu sancılar. Artık ben yoktu, diğerleri yoktu, biz vardı, bütün vardı.

Sırtını yasla koltuğuna, al eline çayını, kahveni veya suyunu, yüreklice yüzleş ve kabul et. Dünyanın neresine gidersen git, ‘’kendini tanı, kendini bil’’ diyor. Anla bunun manasını ve önemini. Yüzleş kendinle, dök eteğindeki tüm taşları, göreceksin çok iyi gelecek. Yanıldım, aldandım, anlam yükledim, büyüttüm, başarısız oldum, hata yaptım, hayal kırıklığına uğradım, haklıydım ve bunun peşinden koştum vs… Bir daha acı çekmemek için yeni bir adım atmadım. Şurada bencil, şurada kibirli, şurada kıskanç oldum vs... Şurada rekabetçi, şurada hırslı oldum, şurada küçümsedim vs… Ne varsa yaşamında dök masaya, vakit teslim olma vaktidir. Yeterince vakit kaybettin bu yolda, daha fazla gecikme kendine. Korkulu rüyalar, karabasanlar gördün. Hepsi uyanman içindi. Gördüğün o korku, kendinde görmek istemediğin, üzerini örttüğün, karanlıkta kalan yanlarındı. Nefsini tanı, korkma, bu yolculukta müthiş keyif alacağından emin olabilirsin. Yüzleş, korkmadan, alçakgönüllülükle. İtiraf et yüklerini, korkularını, sancılarını, gölge yanını vs... Kaçma, saklanma, korkma, sadece güven! Sonra elinde ne var, ne yoksa alçakgönüllülükle, yüce yaratıcıya teslim et!
  İnsanım, hayatın içinde her şey var. Ben hayatın kendisiyim, öyleyse bende de her şey var. Kendimi, neden hayatın yenilikleriyle yaşamaktan, hayatla birlikte akmaktan alıkoyuyorum ki? Yeni insanlar tanıyabilirim çünkü her insan bir dünya, bir evren. Her insanın bir hikayesi var ve hepsinin derinlerinde bir insan ile aynı can yatıyor. Yine yanılabilir, yine hayal kırıklığına uğrayabilirim. Bunu zihnimde büyütmemeyi, anlam yüklememeyi öğrenmeliyim. Yeni işlere, yeni şeylere, yeniliklere adım atmalıyım. Başarısız olsam bile bunu yapmalıyım çünkü yolda olmalıyım. Başarısızlık çok kötü bir şeymiş gibi öğrendik. Böylece kendimizi diğerlerinden ayırdık, dışladık. Sanki her koşuda birinci olmalıydık. Birinci olamamışsak biz bir hiçtik, vasattık, başarısızdık. Kim kurdu bu saçma bakış açısını da içimize işledi? Bir şey olmalıydık, hep –en- olmalıydık. Eğer –en- değilsek bir hiçtik? Kim inandırdı bizi bu saçma yarışa, bu yok eden bakış açısına? Oysa biz başarısız olmaktan değil, başarılı olmaktan korktuk. Çünkü –en- olmadıkça/olamadıkça yetersiz hissedecektik. Başarmaktan korktuk. Yine başarısız olursam diye yeni adımlar atmadık, aynı şeyleri tekrar eder, aynı şeyleri yaşar olduk. Yine başarısız olabilir, hata yapabilir, hayal kırıklığı yaşayabiliriz. Hep aynı şeyleri yaparak, aynı alanda kalıp, denememekten iyidir.

Kabul etmek ve teslim olmaktaydı bütün giz. İşte, sanırım sırlardan biri de bu. Her ihtimalin olabileceği ihtimalini ve kendi kapasitemizi kabul etmek ve ona göre kendi yolumuzu belirlemek. Ancak böylece yolda olabiliriz. Diğer türlüsü, hep aynı durakta yaşamaktan öteye geçememektir. Hiç birimiz yanıldığımız, hayal kırıklığına uğradığımız veya hata yaptığımız için ölmedik, bir yanımız da eksilmedi. Aynı zamanda insan ve hayat sarrafı da olmadık. Sadece tecrübelerimize dayanarak, daha az hata, daha az yanlış yapar, daha bilinçli kararlar alır olduk, o kadar. Daha akıllı olmadık, daha tecrübeli olduk.

Gururumuzdu bizi pek çok şeyden alıkoyan. Kırılması en zor olan kabuktur, gurur, kibir. Hakkımızda ne konuşulacağını, bize nasıl bakacaklarını zihnimizde kurguladık, bunları fazlasıyla önemsedik. Zihnimizin içinde fazladan bir çift göz vardı; toplumun gözleri. Kendimiz düşündük, bir de toplumun bakışından düşündük/gördük, her zaman toplumun gözleri kazandı. Böylece çoğu yerde adım atamadık, tıkandık, kalakaldık. Oysa biz kendimize nasıl bakıyorsak, bize öyle bakacaklardı. Veya, el/alemin ağzı torba değildi ki, büzelim. Ayrıca el/ alem kimdi? Zihnimizdeki bir tasavvur mu, yoksa bizim bir uzantımız mı? Peki, biz kendimize nasıl bakıyor, kendimizi nasıl değerlendiriyorduk? İşte, bu soruyu kendimize hiç sormadık. Biz kendimize nasıl bakar, kendimizi nasıl görürsek, onlar da öyle bakıp, öyle görebilirdi. Belki de öyle bakmıyorlardı, hatta umurlarında bile değildik. Çünkü onlar da, kendi iç dünyalarında, kendi halleriyle kaybolmuşlardı. Onların ne diyeceği, ne düşüneceği, bizim hüsnü kuruntularımızdı. Kocaman bir sanrı, sanma halleri. Hem, kim mükemmel, hatasız, yalansız, günahsız ve kusursuzdu, öyle değil mi?

Şimdi yeniden başlamak zamanıdır. Yeni bir adım atmak ve yeniden başlamak. Vazgeçtiğin, bıraktığın, durduğun ne varsa yeniden başla. Çünkü o eski tecrübeleri yaşayan sen, o günkü, eski sensin, eski kendinsin. O anki aklın ve o anki duygularınla öyle karar vermiş, öyle davranmıştın. Ama geçti. Hayat anda değişiyor,  çünkü hayatın kendisi değişim. Değişimden kaçma, onu yakala, onunla birlikte ak. Sen de hayatla birlikte değişiyorsun, ona direnme, teslim ol. Ne zaman aynı zaman, ne de sen aynı kendinsin. Her şey çoktan değişti, hiçbir şey aynı değil. Değişmeyen, sadece senin baktığın, takılıp kaldığın yerlerdir. Öyleyse yeniden dene, yeniden yeni adımlar at. Yeni olan yenilikler kat hayatına, yeniden başla, kendine, çevrene, hayata, dünyaya. Yeniden ‘’merhaba’’ de başlangıçlara. Ve yine başarısız ol, yine hata yap, yine yenil, yine yanıl, yine hayal kırıklığına uğra, yine yenil ama her seferinde yeniden başlayarak yaşa. Ya da en güzeli, beklentiyi bırakarak yaşa, böylece hayal kırıklığı da yaşamazsın. Ayrıca, hayal kırıklığı da bir duygudur, onu kötü bir şeymiş gibi adlandırma. Hayal kırıklığı, zihnindeki kurgunun, karşına kurguladığın gibi çıkmayışından başka bir şey değildir. Yani, aslında karşıladığın gerçektir. Hayallerimizde her şey kusursuz ve mükemmeldir, çünkü o bizim arzu ettiğimiz gibi kurguladığımız bir düştür. Hayatın içinde açığa çıktığında, diğer bilinçlerin de etkisiyle hayal birebir aynısı olarak hayata geçmez. Öyleyse, hayalde bile ölçü gerekmektedir. Biz buna denge de diyoruz. Nihayetinde, beklentiyi bırakmak gerekiyor. Beklenti yoksa hayal kırıklığı da olmaz. Böylece, sadece yolda oluruz. Sonuca değil, yolculuğa odaklanmak gerekiyor. Sonuçsa hedef, hayattan keyif almak rafta yaşanır. Sonuçta tatmin etmeyici olabilir. Öyleyse, sadece yapmak istediğin şeye odaklan, sonucunda yoldayken o zevki yaşarsın. Sonuç arzu ettiğin gibi olursa onun da tadını çıkar, olmuyorsa da dünyanın sonu değil. Devam et, hayallerini yaşatmaya, ileriye, yarınlara bakmaya devam et, arkana bakma. Çünkü hayallerini dünün olumsuz etkileriyle kurgulayamazsın, o zaman eski olur, yeni olmaz.’’Dün dünde kaldı cancağızım, bugün yeni şeyler söylemek lazım.’’ Diyor Mevlana. Değişimden bahsediyor, düne takılma diyor. Çünkü dün, ölü bir geçmişten ibarettir, eskidir. Yeni olan şimdidir, bugündür, gelecek olansa bilinmeyendir.

Nereye gidersen git, ne yaparsan yap, kendi hikayeni yanında taşırsın. Kendi hikayeni, aynı şekilde yazmaya ve yaşamaya devam edersin. Bu bir kısırdöngüdür. Kendinin önünden çekil ve kendine yol aç. Yeniden başla! Böylece hikayesini yeniden yazanlardan/yaşayanlardan ol.
   
***Paylaşımlarımdan haberdar olmak için:
İnstagram: @kutuda.masallar    @dusuncemahzeni    @vahayayınevi
Facebook/ Twitter/ Linkedin/ YouTube : Beyhan Erdal

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum