web
counter
View My Stats

İZMİR'DE BİR İSTANBUL KARAKOLU

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun organize suç çetesi liderleri ve derin adamlarla iç içe oluşu uzun bir aradan sonra polisi yine zor durumda bıraktı.

İZMİR'DE BİR İSTANBUL KARAKOLU
21 Mayıs 2021 - 01:39 - Güncelleme: 21 Mayıs 2021 - 11:26


CEMAL BİLGE

İZMİR - Son bir yılda İstanbul başta olmak üzere ülkenin büyük şehirlerinde polisin sürekli halkla karşı karşıya kaldığı şu süreçte Emniyet Teşkilatı’na en büyük zarar vatandaştan çok bu teşkilatın da bağlı olduğu İçişleri Bakanlığı koltuğunda ki isimden geldi.

Sırtında ki üniformasının iticiliği yüzünden halkın bir türlü ısınamadığı polis bugüne kadar yaşadıklarından çok şu bir kaç gündür yaşananlar yüzünden yine topun ağzına getirildi.

BAKANIN KADAR KONUŞ

Sokakta ki vatandaş kafasının bozulduğu polise “Bakanın kadar konuş” diyor kesiyor atıyor. Vatandaşın ağzından bu söz çıkınca da polisin eli, kolu, dili bütün uzuvları bağlanıyor. Cevap veremiyor.

Bakan bu denli büyük bir kirliliğin içindeyse vatandaşın söylediği şu lafa polis ne desin ki? Bunu diyene ne cevap verebilir ki? Veremez tabi.

NE BÜYÜK BİR BENZERLİK DEĞİL Mİ?

BİLGEHABER Çeşme’de bir yıl içinde sözümona intihar ettikleri iddia edilen iki polis memurunun yerde ki kanının kalkması, kabirlerinde huzur içinde uyuyabilmeleri için canını dişine takmış herkesle uğraşırken, Bakan Soylu’nun buna benzer bir iddiayla suçlanması, Silivri İlçe Emniyet Müdürü Hakan Çalışkan’ın da Çeşme’de ki polis memurları gibi bir ölümle bu dünyadan göç etmiş olması bu konuda ne denli doğru bir mücadele verdiğimize en büyük ispat teşkil ediyor; oyuna getirildiğini iddia eden çete lideri sayesinde.

Yani Pensilvanya ruhu devletin her kademesinde var ve ne kadar inkar edilirse edilsin yapılanma eskisinden daha hızlı bir biçimde sürüyor, sürdürülüyor.

Geçiyoruz bunları. Bunlar devlet ile hükümet arasında çözüm bekleyen sorunlar. Çözülürse Türkiye kazanır, çözülmezse Türkiye kaybeder diyemiyoruz çünkü kaybettiği kadar kaybetmiş. Eski haline dönmesi ise tek dileğimiz elbette.

İşinin uzmanı olmayanları yaparsan bakan, kimi dezenfektandan kimi de çökme yoluyla olacaktır köşe...


İZMİR’DE BİR İSTANBUL KARAKOLU

Size bugün İzmir’de bir İstanbul Karakolu’ndan söz edeceğiz. Nasıl mı? İşte böyle.

Geçtiğimiz günlerde BİLGEHABER’e yapılan siber saldırıyı bildirmek üzere Alaçatı Polis Karakolu’ndaydık.


Malum, karakol deyince şöyle bir irkilir vatandaş. Her ne sebeple gidilirse gidilsin yürekler soğuyarak gidilir karakollara, buzlaşmış yüreklerle de girilir kapılarından içeriye.

Bizim böyle bir sorunumuz yok elbette. Çünkü yıllardır polisle iç içe bir hayattır bizimkisi. Onları en iyi bilenizdir bu ülkede. Ne yandaşızdır ne candaş, ama iş polisi sevmekse, bizden fazla seveni de çıkmaz onları bu memlekette.

Aslında bu karakolun adı başka. Biz inadına böyle diyoruz adına. 

Karakollar semtlerinin adıyla bilinmelidir. İntikamları alınmamış şehitlerimizin adlarını binalara vererek terörle mücadelede ki başarısızlığımızı hatırlatmalarına gerek yok birilerinin.

Mafya ile kol kola, dirsek temas bir yaşam içinde; yapılan terörle mücadele pek samimi gelmiyor bize.

KARAKOLA GİDİYORUZ


Gitmeden telefonla arıyoruz karakolumuzu. Ön bir bilgi veriyoruz çocuklarımıza. “Karakolumuza bekliyoruz” dediğinde de polisimiz, düşüyoruz Alaçatı’nın temizlikten nasip almamış yollarına. Karakolun kapısından içeriye giriyoruz.

Önce bir sola sonra sağa bakıyoruz. Solda danışma gibi bir bölüm var. Memurlarımız mesaide. Gün içinde yapacakları işleri planlıyorlar.

“- Selam! Biz geldik” diyoruz

Gülümseyen yüzleriyle öyle bir “- Hoşgeldiniz” diyorlar ki, mest oluyoruz adeta.

Hoşgeldiniz’le kalmıyor aslanparçaları. Bir de içten bir “- Buyrun” deyişleri var ki 20 saniye de iki gol buluyoruz gönül kalemizde.

Sabah saatleri olması hasebiyle karakolda hareketlilik had safhada. Çocukların her birinin yüzlerine bakıyoruz. İnsan sarrafıyız ya serde. Yüzleri ile yürekleri yer değiştirmiş evlatlarımızın. Çünkü yürekleri yüzlerinde. Ve anında ilk tespitimizi paylaşıyoruz gençlerimizle

“- Yürekleri güzel olan kulların yüzleri de güzeldir bu nedenle” diyoruz

Onlar kompliman yaptığımızı sanıyor haklı olarak. Oysa yapmıyoruz. Gördüğümüzü, hissettiğimizi paylaşıyoruz polislerimizle. Hepsi genç, dinamik, rahmetli Savaş’ın ifadesiyle ‘Zıpkın’ gibi, ‘Fişşek’ gibi gençler.

Gülümserken yüzlerinde güller açıyor. Suratlarına bakmaya doymuyoruz polislerimizin.
 
Masada oturan yakışıklı soruyor “- Abi hayırdır nedir sıkıntı?”

Diyoruz ki, “- Siber çetelerin korsan saldırısına uğradık, ne arımız kaldı ne namusumuz, tecavüze uğradık”

Gülüyor çocuklar. Bizim de amacımız o zaten. Güzel başlanan bir güne limon mu sıkacaktık başkaları (!) gibi biz de.

Anlatıyoruz başımıza geleni. Can kulağı ile dinliyor hepsi. Adalete giden yolun ilk kapısıdır karakollar. İyi karakolları iyi karakol yapan da işte bu ve bunlar gibi iyi çocuklar.

Öyle güzel ağırlanıyor ve öyle hoş bir muameleye tabi tutuluyoruz ki, çocuklarımızın o tavırları huzurumuza huzur, mutluluğumuza mutluluk katıyor.

Çay demlemişler, “- Çay içer misiniz?”... Hemen ardından “- Kahve ikram edelim size”

Bunlar ucuz, sıradan, yapmacık, iş olsun diye yapılmış teklifler değil. Bunlar her birinin kalbinden dilleri aracılığı ile bize ulaşan teklifler.

Ne çaylarını içiyoruz çocuklarımızın ne kahvelerini. Neden derseniz? Koşuşturmayla geçecek günün daha ilk saatlerinde yorulmalarını istemiyoruz onların.

Bize çay, kahve ikramı esnasında harcayacakları o enerjiyi yoğun geçecek gün içinde kullansınlar diye içmiyoruz ne çaylarını ne kahvelerini.

Kıyamadık işte! Anlasanıza. 

Biz anılarımızdan söz ettik, ifade sıramız gelene kadar. Anlattık onlara kendimizi.

“- Her ne kadar birileri (!) desede BİLGEHABER polis düşmanı. İşleselerde onların zihnine bu yalanı”...

Cevap gecikmiyor bizden, diyoruz ki polislerimize, “- Hiç düşman olur mu çocuklarına babaları?”

Şikayetçi olmak için gittiğimiz Alaçatı Polis Karakolu’nda yaptığımız şu sabah sohbetinin tamamını yayınlayamıyoruz haliyle.

Bilmeniz gereken bir gerçek varsa oda şu ;

Bu karakolun polisleri farklı. Bu karakolun adı bu çocuklarla daha anlamlı. Başı sıkışan için ideal bir kara gün kapısı.

Dert ile gelenin ferahlayarak çıktığı tipik bir İstanbul Karakolu.

İstanbul’da da böyledir karakolların bir çoğu. Sırf sohbet etmek için çalınır kapıları. Sırf çaylarını, kahvelerini içmek için gidenler olur o karakollara. İlçe Emniyet Müdürleri’nden amirlere, başkomiserlerinden muavinlere herkesi bir sevinç basar
“- Vatandaş karakolumuza misafir geldi” diye..


“- Hayret!” dedik kendi kendimize.

“- Ulan” dedik, “- Biz mi İstanbul’dayız, İstanbul’mu geldi İzmir’e?”

İçeride bulunduğumuz dakikalar içinde harika bir ‘İstanbul nostaljisi’ yaşattı çocuklar bize...

Centilmenlikse centilmenlik, misafirperverlikse en alası, vatandaşa saygı dersen 10 numara, bir 5 yıldız da bizden gitti...

İzmir’de oldukları için kıskandığımız, İstanbul içinse 'aranan kan' dediğimiz bu polis çocuklarımıza...

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum